Endüstriyel Futbol Ne Menem Bir Şeydir?

old-football-goals

Öncelikle şunu söyleyeyim eski futbol zamanlarını umutsuzca arayan futbol Don Kişotları’nın fahri sözcüsü olarak bir yeldeğirmeni ordusuna karşı yenilgimizi peşinen kabullenmiş durumdayım. Önümüzde dikilen dev artık öyle devasa bir güce ulaşmıştır ki kurduğu düzen geri dönülemeyecek şekilde kök salmış, tek dişi kalmak şöyle dursun sürekli yenilediği otuz iki porselen dişiyle bize pis pis sırıtan bir canavar haline gelmiştir.

Yine de bu yenilgi eski günleri hasretle yad etmemi, futbolun güzel bir oyun olduğu zamanları dilim döndüğünce yeni nesillere aktarmamı durduramıyor. En azından bize ayak topunu sevdiren futbol sanatçılarına, mahallede ortada sıçan ile bizi çıldırttıktan sonra sabahın köründe maça götüren abilerimize, kendi menfaatinden ziyade takımın ve oyuncuların mutluluğunu düşünen yönetici amcalarımıza, gerçek anlamda cefa çeken tribün emekçilerine boyun borcum olduğunu düşünerek yazmadan edemiyorum.

Peki bu endüstriyel futbol ne menem bir şeydir?

Otuz kusur yılı aşkındır o sihirli meşin yuvarlağın peşinde olan bir futbol dilencisi olarak sizi temin ederim ki pek fena bir şeydir…

Pek fena bir şeydir çünkü oyunun merkezine artık o en güzel duyguları değil, parayı koymuştur, hatta saçmıştır. Kağıt üzerinde oyunun en adil şekilde oynanmasını sağlayacak küresel kurumlarında bile rüşvet, çıkar ilişkileri ayyuka çıkmış, futbol yöneticiliği artık güç ve iktidar sahibi olmanın en kestirme yolu haline gelmiştir. Sporun yanından bile geçmemesi gereken politik oyunlar futbolun olağan parçası olmuştur.

Pek fena bir şeydir zira parayı veren düdüğü zaten çalarken futbolda servet sahibini düdük bile kesmemiş, altın kaplama trompetin peşinde koşar olmuştur. Bir şeyhin parmak şıklatmasıyla yüzyıla yakın futbol tarihi olan kulüpler el değiştirebilmekte, her sene sadece belli dev kulüplerin finallere ulaşabildiği sözde çok rekabetçi turnuvalarda milyonlarca dolarlık reklam bütçeleri havada uçabilmektedir. Helmuth Ducadam’ın elleriyle devleştiği bir Şampiyonlar Ligi finali yaşamak, altyapıdan çıkmış gencecik bir onbirin kupanın kulbunu tutmasını görmek ya da belli ülkeler dışından çıkmış bir şampiyonu alkışlamak artık imkansızdır.

Pek fena bir şeydir neden mi? Artık profesyonel futbolculuk serüveni milyonlarca fakir gencin aileyi tek kurtarma umudu olarak sarıldığı, oynamayı sevmekten ziyade oynamak zorunda olduğu bir sömürü mekanizması haline gelmiştir. Sadece şanslı milyonda birin profesyonel hayatı boyunca futbol simsarlarının elinde bir o yana bir bu yana gönderilip, o kulüpten bu kulübe pazarlandığı doymak bilmeyen bir düzen, acımasız bir yetenek öğütücüsü olmuştur.

Pek fena bir şeydir nasıl mı? Taraftarı müşteriye indirgeyerek, oyunun sadece sefasını parlatarak aklınca şımartmaya kalkmıştır. Ama ortaya çıkardığı profil bir yanlış pasa bile tahammül edemeyen ve sahada her şeyi geçelim ekmeği için ter döken oyunculara sanal dünyadan en ağıza alınmayacak küfürleri saydırmayı kendinde hak gören insaf yoksunu bir yaratık haline gelmiştir.

Pek fena bir şeydir, şunu da unutmayayım. Bu fenalık hali sembol futbolcuya, bayrak adama tahammül edemez. Yıllarca aynı formanın giyilmesi, karşı tribünlerin bile saygısının kazanılması çok da hoşuna gitmez. Hareket olmazsa büyük para dönmez, daha çok forma satılmaz, dünya turuna çıkılmaz, “Çok büyük bir kulübe geldim, hayal ettiğim yerdeyim” cümleleri sekiz değişik kulüp için kurulmaz.

Pek fena bir şeydir, bir de ne mi var: Tribünle sahanın arasına mesafe kor, herkesi koltuğa çivilemeye and içer. Golden sonra tribüne koşan ve taraftarla kucaklaşan topçuya ceza verir, potansiyel baş belası olarak gördüğü kitleyi mümkün olduğunca dizgin altında tutmaya çalışır. Paralı kanaldan maç seyretme zorunluluğuyla parasız adamın tuttuğu takımı canlı seyretme şansını ortadan kaldırır. Zaten parasız adamın da onun için hiçbir değeri yoktur, olmasa daha iyidir.

Uzun lafın kısası “Futbol borsada değil, arsada güzel”*dir ama endüstriyel futbol arsayı üzerine dikilip, borsa gibi parayla oynanacak yapılar için sever. O arsalarda yapılan mahalle maçları azaldıkça endüstriyel futbol fenalığını artıracaktır. İnanın bana futbolsever dostlarım, “endüstriyel futbol” pek fena bir şeydir…

*Metin Kurt’un sözü

This entry was posted in Armando Diego Maradona, Futbol and tagged , , , . Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s