Sezgin’in Ardından…

Sonunda Ali Sami Yen’in son tuğlası da koptu yerinden ve karıştı sessizce tarihe… Sezgin Özcimbomlu aramızdan ayrıldı…

Yakından tanısak da tanımasak da sarı kırmızılı karelerin hep içindeydi o engelsiz aslan yürekli adam. En büyük zaferlerde, hezimetlerde, en heyecanlı günlerde Ali Sami Yen’in köşe gönderinde aynı yerindeydi… Prekazi’nin, Hakan’ın, Hagi’nin koştuğu kucaklaştığı karenin içindeydi…

Ali Sami Yen gidiyordu ya güzel futbol günlerini de yanına alarak, mahalle maçlarının, yarıya bölünmüş tribünlerin, derbi sabahlamalarının, en saf sevgiyle bağlanmanın anılarını da yanına alarak, en son Sezgin çıkıyordu staddan yüzünde o her zamanki gülümsemesiyle…

Tarık Hodzic’in (ki biz ona Hoçiç derdik büyük hayranları olarak) sarı kırmızılı formayı giydiği günlerde başarılı santraforun attığı gol sonrası gol sevincinde sakatlanarak ömür boyu sandalyeye bağlı kalmıştı Sezgin. Tarık Hoçiç 16 golle ilk yabancı uyruklu gol kralı olmuştu ligimizde. Biz Hoçiç’i çok sevmiştik, Hoçiç yurtdışındaki restoranına Galatasaray  ismini vermişti. Sezgin Galatasaray’ı çok sevmişti, ömrünü sarı kırmızıya vakfetmişti.

Prekazi’yle özel bir bağı vardı Sezgin’in. Bizim özel bir bağımız vardı Prekazi’yle. Prekazi’nin özel bir bağı vardı sarı kırmızıyla. Her golden sonra koştuğu gönder ve kucaklaştığı kişi belliydi Prekazi’nin. Arena’yı çok sevemedi Prekazi Ali Sami Yen’in yıkılışına ilişkin “Babam da öldü ama hala onu çok seviyorum unutmuyorum” dedi bizi de yüreklerimizden vurarak. Sezgin de sevemedi Arena’yı fazla. Köşe gönderinde artık yoktu yeri. Uzaktı oyunculardan, Prekazi’li günler artık geçmişteydi, endüstriyel futbol dişlerini tüm dünyaya geçirmişti, sıra bize de gelmişti, Sezgin sarı kırmızılı oyunculardan uzak kalmayı sevmedi, sevemedi…

Soyadını bile Özcimbomlu yapmıştı bu yüreği sarıyla kırmızıyla çarpan adam. Sevgiyi belli formatlara sokan ve paketleyip, pazarlayan bir sistem için bunu tabii ki anlamak mümkün değildi. Tüm sevdalardan geriye kalanın sadece Galatasaray olduğunu bilen bir adam içinse bu hayatın tek gerçeğiydi. Gururla taşıdı soyadını, yaşamının sonuna kadar üstünden çıkarmadığı forması gibi…

Şimdi Sezgin’e eski günlere dönmenin sözünü veremeyiz. Aynı mahalleden rakip takımların taraftarları olarak yanyana maça gideceğimiz, tribünleri yarı yarıya paylaşacağımız, maç başlamadan önce saatlerce kuyrukta bekleyeceğimiz, her yerde rahatlıkla şampiyonluk kutlayabileceğimiz, parasız kardeşleri tribüne sokabileceğimiz zamanlara geri döneceğiz diyemeyiz. Mahalle maçı yapan gençlerin arasına dalıp top çeviremeyiz, rakip takımı tutan esnaf ağabeylerle makara geçemeyiz, arma için sahaya çıkanın peşine düşemeyiz.

Sezgin belki de son sembollerden biriydi romantik futbol günlerinden kalan. Unutmamak öncelikle taraftarın boynunun borcu, renk takım arma ayrımı yapmadan…

Metin ağabey yanına uğurladık Sezgin kardeşimizi,  kaygılanırdık arkasından sen orada olmasan… Hep hatırlanacak son bir kare kaldı Sezgin’le Prekazi’yi bir gol sonrası kucaklaştıran…

Huzur içinde uyu Sezgin kardeşimiz… Unutulmayacaksın…

 

This entry was posted in Futbol, Galatasaray. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s