Dev aynasının kırıldığı an…

İsviçre, Şili, Ekvador, Cezayir, Güney Kore, Norveç, Mali, Serbest İrlanda, Bosna, Belçika, Slovenya… Bu ülkelerin hepsinin ortak bir özelliği var, tümü şu an FIFA ülkeler sıralamasında bizim üzerimizdeler. Herhangi bir eşleşme durumunda basınından sokaktaki insanına rahat geçeceğimiz düşündüğümüz ülkeler gelişme gösterip, dünya sıralamasında yükselirken biz ne yazık ki irtifa kaybetmeye devam ediyoruz. Milli takımın verilerine kulüpler da eklenince tablonun vahameti bir kez daha ortaya çıkıyor.

Diğer futbolseverlerde nasıl bir etki bıraktı bilemiyorum ama Romanya yenilgisi benim için dev aynasının kırıldığı an oldu. Artık kabul edelim ki dünyada üst seviye bir futbol ülkesi değiliz. Aslında ne zaman tam anlamıyla üst seviye bir futbol ülkesi olduk o da tartışılır. Altın bir nesille 2002’de yakınlaştığımız ekol yaratma çizgisinden hızla uzaklaştık ve süreğen bir saha içi/dışı istikrarsızlığı içinde debelenmeye devam ediyoruz.

Dev aynasına giden yolu dünya üçüncülüğümüz, Galatasaray’ın UEFA ve Süper Kupa başarıları açtı. Doksanlara kadar üç yediğimiz maçları başarı sayarken bir anda atılım yapmanın sarhoşluğu ile daha istikrarlı bir çizgide gitmenin metodlarından uzak kaldık. Sonrasındaki eleme ve turnuvalarda en güçlü yönümüz olduğunu düşündüğümüz moral motivasyonla gidilebilecek en azami noktalara gittik, ama iki ileri bir geri temposundan bir türlü kurtulamadık.  Akıllara imzamız olan bir tarz kazıyamadık, 2008’deki Avrupa şampiyonasında bile yüreğimiz ağzımızda galibiyetlerle gidilebilecek en son noktaya gittik. Bir yandan futbolseverlere sürpriz dolu keyifli anlar yaşatırken bir yandan da kendi içimizde stresin doruklarında gezdik.

Gelinen noktada tek tek kişileri suçlamak işin en kolayı. O maçta hoca şu kadroyu sahaya çıkarsaydı, bu maçta as oyuncumuz hata yapmasaydı, şu maçta şans yanımızda olsaydı, uzar gider… Futbolun temel sorunlar çözemeyip, günü kurtarmanın peşinde koştuğumuzda süreğen başarılara hasret kalacağız gibi görünüyor. Futbol tutkusu tamam da başarının devamlılığı için artık soğukkanlı bakış açılarına ihtiyacımız olduğu aşikar. Futbolu sevmek sürekli eleştirmek, hata aramak, acil başarı beklemek, kutuplara ayrılmak, komplo teorileri yaratmak değil. İnsanımıza ya da görevlendirdiğimiz kişilere güven faktörünü törpüledikçe başarısızlık ekseninden kurtulamıyoruz.

İnsan düşündükçe üzülüyor. Beşler, sekizler yediğimiz günlerde bile bir milli takım tutkusu vardı. Milli takım maçı önemliydi herkesi buluştuğu noktaydı gerçekten takımlar üstü idi. Belki de her maça yenileceğimizi düşünerek çıktığımız anlar öncesinde bile milli maçlar heyecan doldururdu yüreklerimize. Lisede az mı beraber toplanıp seyrettik milli maçları. Hezimetlere rağmen her seferinde ya stadların yolundaydık ya da TV başında. Şimdi öyle mi? Beraber seyretmeyi geçin, maçın olduğunu bile bilmeyenler çoğunlukta aramızda. Seyirci bölünmüş, en küçük bir olumsuzlukta kendi takımının tezahüratını yapma derdinde.

Fiziksel ve ruhsal yönden gücümüzün az olduğunu bir yana koyalım şu “Biz teknik takımız” avuntusuyla yaşayıp, durduk yıllardır. Biraz daha gerçekçi olalım, yıldız statüsündeki birkaç oyuncumuz dışında gerçekten teknik miyiz? Savunma oyuncularımızın top kontrollerine verdikleri paslara dikkat ettiniz mi? Ya da kalecilerimizin topu oyuna sokuşlarına? Forvetlerimizin gol yüzdelerine ne demeli? Hakan Şükür sonra gerçek anlamda skorer bir golcü çıkarabildik mi, zamanında tembelliğinden dem vurduğumuz Sergen gibi bir kilit açıcı sunabildik mi futbol sahnesine? Türk futbol takımının oyun felsefesi nedir? Net bir cevap verebiliyor muyuz?

Dev aynası kırıldı arkadaşlar kusura bakmayın. Güçlü bir futbol takımına sahip değiliz. Güçlü futbol takımı grubunun zayıf takımlarını ezip geçiyor. “Günümüz futbolunda takımlar arası fark azaldı” palavrasına artık kulak asmayalım, İngiltere’si, Hollanda’sı, Almanya’sı gerektiğinde hesabı dörtten açıyor. Onlara da kapanmıyorlar mı, onlara da alan daraltmıyorlar mı, onlara karşısında  da zaman çalmıyorlar mı? Elbette yapıyorlar, ama güçlü olan her şekilde maçını rahat kazanmasını biliyor. Biz ise rahat seyrettiğimiz bir doksan dakika neredeyse hatırlayamıyoruz.

Nacizane fikrim dövünüp, kişileri suçlamak yerine artık gelecek için gerekli adımlar atılmalı. Hem takımlarımızın hem de milli formamızın geleceği için gerçeklerle yüzleşme zamanı. Evet rakipleri gerektiğinden fazla büyütmeyelim ya da küçültmeyelim ama önce kendimize bakalım, dev aynasının tuzla buz olduğunun farkına varalım. Gidemediğimiz her turnuvanın kaybettirdiği irtifanın bize ne hallere soktuğunu hatırlayalım.

Herşeye rağmen umutlu olmak istiyorum. Futbolun mitlerinin bir parçası olmayalım istiyorum. Ne diyor futbol mitleri: İngilizler hep penaltılarda kaybeder, Almanlar hep son dakikada kazanır. Peki ya Türkler? Türklerin ne yapacağı belli olmaz, Türkler rahat maç seyrettirmez.

Artık böyle olmayalım, düzgün bir aynanın aksine bakıp, gerçeklerimizle yüzleşelim. Milli maçların yüreğimizi pırpır ettirdiği günlere geri dönelim. Sadece “teknik” (!) değil gerçek anlamda “güçlü” bir futbol ülkesi olalım…

 

This entry was posted in Futbol. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s